Elimden gelen, evimde savaşana kadar yazmak...

Sessizliğimin kime yararı, sözlerimin kime zararı var... KIRMIZI

Kırmızı FM Çok Yakında Geliyor

Uzun zamandır, aklımda olup ama bir türlü hayata geçiremediğim internet radyoculuğu için artık önemli bir adımı attım. Daha önce ulusal ve yerel radyo programcılığı deneyimime artık evimde...

BLOG VEYA SİTE SAHİBİYSENİZ

En doğru seçim Bumerang - Yazar Kafe

24 Mayıs 2012 Perşembe

Sony Walkman Z Sunar: Hayat Kurtaran Playlist'ler!

 
Sony, yakın zamanda ülkemizde de piyasaya sürdüğü Android tabanlı MP3 player’ı Walkman Z için yeni bir dijital kampanya hazırlamış. Walkman Z; üstün ses kalitesi, gerçeğe yakın görüntü sağlayan 4.3” geniş yansıma engelleyici ekranı, xLoud dahili hoparlörü, herhangi bir program gerektirmeden içerik aktarımı, Wi-Fi, Google Play Store ve internet erişimi gibi özellikleriyle ön plana çıkıyor.

Kampanyada Sevginin Gücü Programı'nı beraber hazırlayan Kaan Sezyum ve Deniz Alnıtemiz ikilisi, Walkman Z’yi tanıtmak için bir araya gelmiş. 5 Playlist hazırlamışlar ve videolarla listelerdeki şarkıları neden seçtiklerini anlatmışlar. Playlist’ler; Orta Halli Bir Arabada Dinlenecekler, Arkadaşının Düğününde Çalınabilecekler ve Sevgili Eve İlk Geldiğinde Çalınacaklar gibi eğlence vaat eden isimlere sahip.

www.hayatkurtaranplaylistler.com adresine tıkladığınızda önce Kaan Sezyum ve Deniz Alnıtemiz sizi karşılıyor. Açılış videosunda playlist’leri tanıyoruz. Ardından seçtiğiniz playlist’e gidiyorsunuz. Başlığa eşlik eden videoyu izlerken favori parçalarınızı seçiyorsunuz. Sonra da Walkman Z çekilişine katılıyorsunuz. Her playlist için ayrı bir çekiliş yapılıyor. Bu arada favorilerinizi paylaştığınız da arkadaşlarınız da hangi şarkıları seçtiğinizi görebiliyor. Kampanya 26 Haziran’da son bulacakmış.

www.hayatkurtaranplaylistler.com adresinden Sezyum ve Deniz’in videolarını izleyip Walkman Z çekilişine katılabilirsiniz.

Walkman Z resmi sayfası: http://www.sony.com.tr/hub/walkman-mp3-calar/z-serisi
İzlesene kanalı: http://www.izlesene.com/kanal/walkmanz/

Bir bumads advertorial içeriğidir.

11 Mayıs 2012 Cuma

Beko Basketbol Oyunu'nu Oynamayan Kalmasın! Oyun Çok Keyifli, Süper Ödüllü…

Türkiye’de ve dünyada basketbolun sponsoru Beko, Beko Basketbol sitesinde yeni bir uygulama yayınlamaya başlamış. Merakla, http://basketball.beko.com linkini kullanarak girdiğim Beko Basketbol Oyunu tam da Beko marka kimliğini yansıtan dinamik, eğlenceli bir uygulama olmuş. Oyunu oynarken hem çok keyifli bir basketbol deneyimi yaşıyor, hem de her dönem çekilişle Beko 117 Ekran Smart LED TV kazanma fırsatı yakalıyorsunuz.

Uygulamada ilk dikkat çeken nokta, oyuna girişte kolaylık sağlanmış olması. İlk olarak karşınıza, oyunu oynamak isteyen herkesin düşünüldüğü iki farklı giriş seçeneği çıkıyor. Oyunu oynayan herkesin yeni bir çekiliş hakkı kazandığı uygulamada, büyük ödülü kazanan kişiye ödülü ulaştırabilmeleri için bilgi formunu eksiksiz doldurmak gerekiyor. Sonra oyun başlasın! Çok eğlenceli bu oyunu oynamak için tek yapmanız gereken mouse’un sol tuşuna basarak topu tutmak, yönlendirmek, topun hızını ayarlamak ve atışı yapmak için tuşu bırakmak. Verilen sürede en az iki basket atmak sizi bir sonraki bölüme taşıyor. Emin olun, bölümler bitmesin oyun hep devam etsin istiyorsunuz.

Her gün oynayarak 1 yeni çekiliş hakkı daha kazanılan uygulamada, arkadaşlarını davet eden çekiliş hakkını arttırıyor. Son olarak, “Çok keyifli, süper ödüllü bu oyunu oynamaya değer!” diyorum.


Bir bumads advertorial içeriğidir.

8 Mayıs 2012 Salı

YALNIZ YOSUNLARIZ...

Gökten üç elma düşse yada düşse gökten üç elma ne fark eder ki. Üçüde farklı yerlere düşerler, yani yalnızdırlar. Senin gibi, benim gibi, onun gibi. Gökyüzünün neden mavi olduğunu hiç düşündün mü? İşte yalnız olmakda böyle birşey sebep arama biraz yalnız kal ne çıkar. 

***
“İnsanlar yosun gibi dir” diye bir söylenti var. Bende bunu “Yosunlar” adlı bir tiyatro oyununda duydum, izledim, hissetim. Sahiden de yosunlar gibiyiz. Büyüyoruz, yaşlanıyoruz, farklılaşıyoruz fakat denizin dibinde en derin yerindeyiz farkedilmiyoruz. 

***

Yalnız yosunlarız. Tatsız tuzsuzuz. Çaresizleriz, acizleriz, niye aciziz diye düşünme, niye çaresiziz diye hiç düşünme, insan çare üretmek için var yada var çare üretmek için insan. Sevgi mi? doyasıya yaşamaya bak, aşık ol, ama yalnızlığından, yosunluğundan ödün verme. Fark etmesinler seni. 

***

Biraz daha kalalım. Ya da boşver. Biz yalnızlığın yolcusuyuz arkadaş. yola koyulalım. gülmek garip. ağlamak ilginç, bulutlar mı ? beyaz.. Seni seviyorum yalnızlık yada seviyorum seni yalnızlık,

***
au revoir // hoşçakal
Ensar Kaplan

3 Mayıs 2012 Perşembe

KIRMIZI FM TUNEİN LİSTELERİNDE


Kırmızı Fm daha çok yeni olmasına rağmen, hızla büyümeye ve belirli kitlelere ulaşmaya başlamıştır bile... Hedefimiz çok büyük. İlerleyen zamanlarda web radyoculuğunda bir çığır açmaktır tek hedefimiz. 
Bugünden itibaren Tunein listelerinde de görmeniz mümkün olacak olan Kırmızı Fm'i Tunein üzerindn dinlemek için lütfen tıklayınız
.
ÖNEMLİ DUYURU : Gelişmekte ve hızlı adımlar ile ilerlemekte olan KIRMIZI FM, 
  • Türkçeyi doğru kullanabilen ve akıcı bir dile sahip
  • Program yayınında söylenmesi ve söylenmemesi gereken sorumlulukların farkında olan
  • İyi derece bilgisayar kullanabilen
  • Hafta içi ya da hafta sonu düzenli yayın yapabilecek ve yayın saatini aksatmayacak, deneyimli ya da deneyimsiz yayın programcıları aranmaktadır.
Müracat edecek adayların 3 dakikalık ses kayıtları ile birlikte bu e-mail adresine göndermeleri rica olunur.

2 Mayıs 2012 Çarşamba

Bir Sabah İnsan Olarak Uyansam ve Gün Bittiğinde İnsan Kalsam...


Uyansam bir sabah, daha önce uyanmadığım, sıradan olmayan bir sabaha. Uykuda olsa hala tüm şehir…  Kimselere görünmeden, yanıma beni bir başkasının bulabileceği tek bir eşya bile almadan düşsem yollara. Öyle arabayla falan değil, öyle bildiğin yürüyerek kaybolsam şehrin henüz aydınlanmış şafağında. Güneşe doğru yürüsem durmadan, bıkıp usanmadan… Ulu dağlardan geçsem, coşkun ırmaklardan… Gün her akşama vardığında yıldızlara bakıp düşünsem geceler boyunca ateşin yanı başında. Gürültülü şehirlerden, riyakar insanlardan uzakta, ilkel bir hayata yürüsem durmaksızın. Omzumda bir heybe, ayağımda bir çift çarık olsa sadece… Paranın nasıl bir şey olduğunu unutsam… Toprak kadar mütevazi, yağmur kadar cömert insanlar tanısam geçtiğim her coğrafyada. Her birinden hayatın anlamına dair öğütler alsam ve biriktirsem bu en kutsal hazineyi heybemde. Gittiğim her yerde önceki gittiğim yerleri anlattığımda beni meraklı gözlerle izleyen ve can kulağıyla dinleyen insanlar olsa. Dalından meyveler koparsam ve topraktan sebzeler… Pınarlardan içsem suyumu her susadığımda ve ekmeğime katık bulduğumda mutlu olabilmeyi öğrensem…

Özlemenin ne büyük bir sabır, ne büyük bir erdem olduğunu anlasam mesafeler beni her gün daha uzaklara götürdüğünde. Cebimde taşıdığım bir resim kadar kutsal ve anlamlı olsa özlemek… Doğanın eşsiz seremonisinde büyülensem her gün yeniden… Şarkılar söylesem rüzgara ve ağlasam dağ yamaçlarına, yoruluncaya dek. Yamalı elbiseleriyle hayata inat gülümseyen köy çocuklarının göz bebeklerinde bulsam tadına hasret kaldığım mutluluğu… Yalandan, riyadan ve çıkarlardan uzakta basit, sade ve dümdüz bir hayat yaşasam… Biraz insan olsam… İnsanların yüzyıllardır gelişmek uğruna hunharca harcadığı her bir erdemi tozlu yollardan toplayıp ceplerime doldursam… İnsanlığın geçmişine doğru yol alsam durmadan… İlkelliği ve sadeliği aslında ne kadar özlediğimizi anlasam… Sımsıkı sarılsam asama ve önümde uzayıp giden dünyaya gülümseyerek baksam… Gölgede serinlesem sadece ve ateşle ısınabilsem bir tek… Bir aşkı, ömür boyu yüreğinde taşıyabilen ve o aşk uğruna ölebilen insanların çağında bulsam kendimi bir sabah uyandığımda. Telefonun alarmıyla değil, kuşların sesiyle uyansam… Toprağa bassam yalın ayak… Ruhumun derinliklerinde hissetsem her mevsimin kendine has rengini ve kokusunu… Bir sabah uyandığımda insan kalmış olsam… 

Orhan Kemal - Baba Evi - Kitap Özeti

Orhan Kemal - Baba Evi - Kitap Özeti
Orhan Kemal - Baba Evi - Kitap Özeti
"KÜÇÜK ADAMI"ı Adana kahvelerinden birinde tanıdım, tesadüfen.Sakallı yüzünü avuçları içine almış, düşünüyordu. Açık mavi gözleri, kıvırcık sarı saçları vardı. Birbirimizi uzun uzun gözden geçirdikten sonra, yanıma geldi. Beni birisine benzettiğini söyledi. Maksadının konuşma kapısını açmak olduğunu anlıyordum.
Derhal ahbap olduk.
Bana hayat macerasını çok sonra, ısrarlarım üzerine, uzun uzun anlattı. Bunları yazmasını söyledim, güldü. " Sen yaz istersen dedi". Çoşarak anlattığı şeylerden tuttuğum notlar bir haylidir. Bir ciltten sonra ihtimal ikinci, üçüncü, dördüncü ciltler meydana gelecek...
O şimdi nerede mi?
Kim bilir ? "KÜÇÜK  ADAM"lara mahsus çileli bir hayatı sürerek, belki İzmir'de belki İstanbul'da, belki de Van'da ?


Orhan kemal imzası 1949'da Baba Eviyle edebiyat dünyamıza birdenbire yeni bir soluk getirmiş ve dengeli bir gerçekçiliğin güzel örneğini vermiştir. Orhan Kemal, Baba Evinde küçük insanların serüvenini değişik bir ortamda kendi yaşamsal öyküsü ile birlikte çoğunlukla yokluk içinde aile baskısı ile yüklü olarak geçen çocukluk ve gençlik yıllarını anlatıyor.


Kaynak : Orhan kemal- Baba Evi
Sizlere bu kitabı okumanızı şiddetle tavsiye ediyorum

Sende küçükken...


Sende küçükken aşkın ne olduğunu merak ederdin, bilirim. 
Meselâ ben, hep kime deli gibi âşık olacağımı hep merak ederdim.
Güzel olacağını düşünürdüm; mutlu olacağımı, yüzümün hep güleceğini, seviliyor olmanın verdiği huzurla uyanacağımı hayal ederdim, diğer insanlar gibi..

Fakat bunu yaparken, diğerlerinden farkım olsun da isterdim. Basit bir aşk değil de, herkesin imreneceği türden bir aşk hayal ederdim. Ama hiç bitmeyecekti hayalimdeki aşk…

Ayrılığı hiç düşlemezdim. O güne kadar ayrılığı bir tek okula giderken yaşardım. Yalnızca bir kaç saat sürdüğünü zannederdim ayrılığın. Özlemi de öyle zannederdim. Akşam eve gelip, anne babama sarılınca biteceğini düşünürdüm. Gitmeyi hayallerime almadım hiç.

İhaneti de…

O tip duygulara hayal gücüm kapalıydı benim. Yabancıydı o duygular bana. Ve ben annemi dinleyip kapımı yabancılara açmadım. 

Keşke her şey çocukluğumdaki gibi kalsaydı. Hiçbir şey hayallerimle örtüşmedi. Hep eskilerde kaldı aşk hayallerim. O tanımladığım duyguların daha farklı olduğunu büyüyünce anladım.

Ayrılık saatlerce sürmüyormuş meselâ. Günlerce, aylarca, hatta yıllarca sürebiliyormuş. Özlemek ise eve gelip anneme veya babama sarılınca bitmiyormuş. Sanki yıllardır görmemiş gibi sarılmak zorunda bırakıyormuş özlem insanı. Hatta bazen öyle abartıyormuş ki kendini, özlenen bilse yokluğundan utanır dedirtiyormuş şairlere. Şiirlerin ana teması haline gelmiş ayrılıkla.

Ve… 

İhanet, davetsiz misafir olarak geliyormuş hayallere. Bir süre sonra özlem, ayrılık ve ihanet; hayatta uzak durulması gereken üç şey haline geliyormuş. Aşk, özlemin yanında, bir hiç olarak geçiyormuş kayıtlara.

Sonra yerini nefrete bırakıyormuş. Her şeyin ilâcı olan zaman, kapatması gereken yaraları acımasızca kanatabilir, hatta öldürebiliyormuş. 

Ve gitmek...

Anne ve babanın elini tutup yürümek kadar güzel, huzurlu ve eğlenceli değilmiş. Gitmek, başta hayaller olmak üzere her şeyi alıp kaçmakmış. Gitmek katilmiş! İnsanların içindeki tüm duyguları alıp yerini nefrete bırakmak…

İnsanları âdeta yaşayan ölü haline çevirmekmiş. Aşka lâyık görülen kahraman ise, tıpkı bir masal gibi, bir varmış, bir yokmuş… Aşk denen yoğun duygunun içinde yok olmuş...

Çocuk olsaydım bunun bir kâbus olduğuna inanır, beni uyandırın derdim. Küçükken anlatılsa inanmazdım böyle bir masala. Sende küçükken aşkı güzel hayal ederdin, bilirim. Oysa ben büyüdün diye sana güvenip kalbimi vermiştim. İçinin çocuk kalıp kalbimle oynayacağını nerden bilebilirdim!
ECE YURTBAHAR.

27 Nisan 2012 Cuma

TTNET Genç Yeteneklerin Yanında!

TTNET’in “Yeteneğe Destek, Yaratıcı Ekonomiye Destek Projesi”yle, gençlerimiz yeni kariyer firsatlarını keşfediyor.

Bilişim sektörüyle tanışan gençler, aldıkları eğitimlerle iş hayatına hazırlanıyor. TTNET, Türk ekonomisine destek oluyor. Siz de bu ücretsiz eğitimler hakkında bilgi almak için hemen tıklayın.
Bir bumads advertorial içeriğidir.

22 Nisan 2012 Pazar

FUTBOL VE KIZLAR


  • Twitterdan önce kızların futbolla bu kadar ilgilendiğini bilmiyorum.. 

    Ya kızlara biri "erkekler futbol konuşan kızları sever" demiş ya da gerçekten izleyip anlıyorlar.

  • Ne bileyim, mesele bir sevgilime "gel maç izleyelim" dediğimde dövmediği kalırdı. şimdi twitterda ofsaytı bilmeyen kızı dövüyorlar abi. 

    itiraf edeyim ben kızları sadece dizi ve magazin izliyor sanıyordum, yoksa hala öylemi ahahah ( bu gülüş için tüm kızlardan özür diliyorum ) 

    şimdi yazıyı burda bitirsem çok saçma olur herhalde... sonuçta bunları twitterda da yazardım ama o zaman bana buraya neden yazdın dürrük derdiniz..

    Bu yaşıma kdar gözlemlediğim kadarıyla her 5 kızdan 3'ü Beşiktaşlı. Niye bilmiyorum ama tabiki sarışın bir kıza yakışan fenerbahçenin çubuklu forması gİbi olamaz hiçbiri ( burada da bunu okuyan fenerbahçeli kızları mest ettiğimi dşünüyorum neyse )

    Gel gelelim bu kadar eleştirdim de şimdiki kız arkadaşım hasta Galatasaraylı. Mesela gazeteyi direk spor sayfasından okumaya başlıyor,yani tüm yazdıklarımı yaktım, haydi ben tatilime devam edeyim.

16 Nisan 2012 Pazartesi

UYKU ARASI SENFONİSİ


Aklımın bir ucunda uçsuz bucaksızlığın esintisi cereyan yapmakta…
Kapatmalı kapıları fazla gürültüye gerek yok…
Fırtına kopsun…
Tufanlar kırsın geçirsin...
Kapatmalı kapıları çarpmaya mahal vermemeli...
Oturup sessiz sedasız bu hengâmenin gerisinden bakmalı...
Mademki fırtınayı dindirecek güç yok, uzaktan izlemek pek adaletsiz olmasa gerek...
Diner tüm şiddeti…
Belki güneş açar, bi de çiçekler eşlik eder peşi sıra...
Unutulmaya yüz tutar bu soğuk...

GİZEM MERVE

YAZAR ARANIYOR...



Uzun zaman önce kurmuş olduğum blogumun durumu son zamanlarda iyi bir gidişat içerisinde. Yalnız artık fazla ilgilenemez ve birçok konu dahilinde kafamın dağınık olmasından dolayı fazla yayın çıkarmakta zorlandığım bir döneme girdim.

Tabanı değiştirmek ve kişisellikten çıkarmak için çabaladığım format için yeni yazarlar ile platforma dönüştürmeyi plandığım bloguma günlük ya da haftalık yazı yazabilecek yazarlar aranmaktadır.

Belirli kurallar haricinde, fazla zor olmayan bir format içinde yazı yazmak isteyen herkese açık olan blogumun için bazı şartları uygun gördüm

  • Yazar, yazdığı yazıyı muhakkak twitter, facebook ve üye olduğu sosyal paylaşım alanlarında paylaşmak zorundadır. 
  • Aşırı din ve aşırı siyaset içeren olgulardan bahsetmek yasaktır.
  • İster yazısını mail yoluyla gönderebilir, isterse kendisine göndereceğim yazarlık teklifi ile panelden kendi yayınını kendi yapabilir.
  • Yazım kurallarını iyi kullanamayanlar için mail adresine yazı göndermeleri daha doğru olacaktır. 
Unutmadan yazarlık yapmak isteyen yazarların bu mail adresinden başvurmaları yeterli olacaktır. 

Blogum, yazar kafe ve bumerang üyesidir. 

13 Nisan 2012 Cuma

ZUHAL KILIÇ - PEYGAMBER SABRI BU OLSA GEREK!!!


Sabır ne melet bir şeymiş, meğerse…

Kendimi uzun zamandır, peygamber sabırlı diye tabir edilen cinsten bilirdim. Sabırlı bir insanımdır aslında vesselâm.

Etrafımdaki insanlar birçok konu için bana bu tabiri kullandıkları için rahatça söyleyebiliyorum. Birçok insan tarafından yakıştırılan bu tabir için artık “siz birde benim babamı görün” diyorum.

Sanırım babamın kızıyım diyeceğim ama onun kadar sabırlı olabileceğimi ya da anlayışlı bir insan olabileceğimi sanmıyorum. Adam da öyle sabır ve anlayış var ki imrenmemek, kıskanmamak elde değil. Sinir mekanizmasını nasıl yönlendiriyor ve kontrol altında tutabiliyor anlamış değilim.

Geçenlerde ve hala devam etmekte olan bir durumdan bahsetmek istiyorum sizlere… Alt katımızda oturan komşumuz, ev tadilâtı adı altında yaptığı işlemlere gece gündüz demeden takır tukur beynimize çivi çakmak modunda yaptığı işlemlerden dolayı artık sabır taşımı çatlatmışken, Cuma gecesi saat 00.00’ı vurması itibarîyle hala devam eden sese karşılık neredeyse cinnet geçiriyordum diyebilirim.

Toplam 10 gündür bu işkenceyi çekiyoruz. Tamam, tadilât yapılması normal ama gecenin bir yarısında değil elbette. Babamı birkaç gece durum ile ilgili alt komşumuzu uyarması gerektiğini söyledim, ama aldığım cevap karşılığında Cuma gecesine kadar dişlerimi sıkarak bekledim. Sebebine gelince en çok benim odamdan duyulan ses yüzünden artık baş ağrıları çeker olmuştum.

Babamın gerekçesi çok tuhaf ve düşündürücüydü. “Ne yapsınlar kızım, çalışıyorlar ve işten gelince anca tadilâtı yapabiliyorlar.”

Babam onları düşünüyordu. İşe gittikleri için gecenin bir saatinde uzun zamandan beridir yaptıkları gürültüye karşılık hoş görülü davranıyordu ki kendisi normal şartlarda erken kalkan bir insan olarak gece uyuyamamayı dert etmiyordu.

Babama dediğim sadece iki cümle oldu; “Baba vallahi senin kadar olamamışım sanırım. Bu kadar anlayışlı olmana hayret ediyorum ve bu kadar düşünceli… Akşam saatleri hoş görülebilir, ama onlar gündüz çalışıyorlar ise bu apartmanda işe giden başka insanlar yok mu? Gece uykuyu herkese haram kılıyorlar?

Babam; “İşte kızım bu da onların ayıbı, bizler hoş görürüz, ama onlar düşünmüyorlarsa kendilerine… Şimdi Allah bilir ya kaç hane halkı onlara beddua ediyordur!”

Cumartesi önemli bir sınavım olduğu için gecenin bir yarısı gelen seslere daha çok dayanamayıp bir hışımla evden çıkıp alt kata indim. Çok sinirliydim, çünkü uyumak istesem uyuyamıyorum, ders çalışmak istesem çalışamıyordum ve bu baş ağrısıyla yarın sınava nasıl gireceğimi düşünüyordum.

Alt komşunun kapısı açık evin hanımı da kapının dışındaydı. Karşımda görür görmez hanımefendiye, “Çok ayıp oluyor, ama saatin kaç olduğundan haberiniz yok sanırım.” Dedim Hemen kapıdan bir baş çıkıverdi. Evin beyi, “Kusura bakmayın, gündüz çalışıyoruz, anca yapabiliyoruz” dedi, rahat bir tavırla… Ben tabi daha çok sinirlendim. Gerekçeleri ne kadar da kabul edilebilirdi kendilerince…

“Bakın saat geceyi vuruyor. Siz gündüz çalışıyor olabilirsiniz ama kaç gecedir bu apartmanda yaşayan insanlar sizin yüzünüzden uyuyamıyor ve uykusuzluktan işlerine geç kalıyorlar. Eğer saat 19 – 22 arası olsa yine size hak verebilirim ama gece yarısı için bu tezinize hak vermemi beklemeyin. Yarın sınavım var uyumak istesem uyuyamıyorum, ders çalışmak istesem çalışamıyorum ve sayenizde başım da fena şekilde ağrıyor. Son verin artık bu işe, bu kadar insanı mağdur etmeye hakkınız yok!” dedim.

Adam biraz mahcup olur gibi oldu, ama evin hanımı hiç öyle görünmüyordu. “5 – 10 dakikalık işimiz kaldı. Bitireceğiz… Bizde meraklı değiliz gecenin bir yarısı ses çıkarmaya” dedi. İçimden bu kadar da yüzsüzlük olmaz dedim, ama sıktım dişlerimi ve “5–10 dakikaya bitirin” dedim ve çıktım yukarı. Ellerim ayaklarım titriyor ve yüzümde kıpkırmızı olmuştu.

Ertesi gün hala başımın ağrısı devam etmekteydi ve ben o baş ağrısıyla sınava girdim. İnşallah kötü sonuçlar elde etmem.

Anlayacağınız gerçekten insanlarda mahcubiyet denilen şey kalmamış. Düşünce, saygı…

Sanırım babam ise dünya da bulunması zor ve istisna insanlardan biri ve kabul ediyorum bu kadar hoşgörüyü kıskanmamak elde değil! Babamda gerçekten de Peygamber sabrı var…

12 Nisan 2012 Perşembe

VAR DA VAR... HEP VAR... YİNE VAR...

11 Nisan 2012 Çarşamba

GOOGLE GMAİL'DEN ÖNE GEÇİLMEZ ATAK - BU YENİLİK ÇOK SÜPER...

Bugün itibariyle keşfettiğim Google Gmail'deki bir yenilikten bahsetmek istiyorum size... İşim gereği iş gmailim hep açık olması gerekiyor ama blogumu takip etmek içinde bloguma entegre olan gmail hesabımında açık olması gerekiyor. Kapat aç, kapat aç çok sinir bozucu olduğu için bende Windows live mail programını kullanıyordum. Bu program ile bir çok mail adresimden gelen mailleri okuyabiliyordum ama program hep açık olmasından dolayı bilgisayarımda sürekli kasmalar oluşuyordu. Ayrıca e-mailler normal hesaba geldiğinden 1, 2 dakika geç gelmesi de sıkıntı yaratıyordu.

Bugünden itibaren windows live mail programını sadece diğer maillerime günde bir kere bakarak kapatıyorum. Sürekli açık olması gereken 2 gmail hesabım aynı internet tarayıcısı yani chrome ile kapa aç yapmadan açık tutabiliyorum. Gmail hesabınızı açtığınızda gmail değişikliğine gitmek için hesap bölümüne girdiğinizde, karşınıza sadece oturumu kapat çıkmıyor!!! Yeni eklenen "Başka bir hesap ile bağlanın" butonumuz var artık :) Görünce ne kadar mutlu oldum anlatamam. Benim çok işime yarıyor ve inşallah sizinde işinize yarar...


Piramitlerin Gizemi Nedir?


İngiliz matematikçi ve astronomist olan John Taylor birtakım çalışmalar yapmış ve elde ettiği sonuçlar Howard Vyse tarafından analiz edilmiştir. Bunlardan bazıları;
- Keops piramidinin taban alanı dünyayı yataydan ikiye böldüğümüzde ortaya çıkan kesit alanı gibi düşünülürse ve piramidin tabanı dünyanın yarıçapı üzerine oturtulsa, yüksekliği tam kutup noktasına denk gelirdi. Yani burada kusursuz bir oran mevcuttur.
-Keops piramidinin taban çevresini yüksekliğinin iki katına bölündüğünde tam olarak pi=3,1416 sayısı elde edilmektedir.
- Keops ve Kefren piramitleri doğu-batı ve kuzey-güney sınırlarına öyle kusursuz yerleştirilmiştirler ki, o günün koşulları düşünüldüğünde hayret verici bir durum olarak görülmektedir.
- Keops piramidinin üçgen şeklindeki dört yüzeyinin toplam alanı, piramit yüksekliğinin karesine eşittir.
- Keops piramidinin yüksekliğinin 1 milyarla çarpımı tam olarak dünya ile güneş arasındaki mesafeyi(149.504.000km) vermektedir.
- Piramitler bir güneş saati olarak işlev görmektedirler. piramitlerin Ekim ayı ortasında ve Mart ayının başlangıcında yre düşürdüğü gölgeler, mevsimleri ve yılın uzunluğunu gösterir.
- Keops piramidiyle dünyanın merkezi arasındaki mesafe, Kuzey kutbuyla arasındaki mesafeye eşittir.
mayanBilimsel olarak kanıtlanmamış bazı rivayetler ise şunlardır;
- Piramitlerin üzerinden geçen meridyen, karaları ve denizleri iki eşit parçaya bölmektedir.
- Piramit hangi firavunun adına yapıldıysa, kralın odasına yılda sadece iki kez güneş girmektedir. Bunlar kralın doğduğu ve öldüğü günlerdir.
- Piramitlerin içerisinde radar gibi aletler çalışmamaktadır.
- Piramit içerisinde bırakılmış kirli bir su, birkaç gün içerisinde arıtılmış hale gelmektedir.
- Piramitin içerisine bırakılan süt birkaç gün bozulmadan kalabilirken, beklenmeye devam edilmesi durumunda yoğurt haline gelmektedir.
- Piramit içerisine koyulan bir bitki hiç ışık almasa da normale göre daha hızlı büyümektedir.
- Açık bir yara, piramit içerisinde çok daha çabuk bir şekilde iyileşmektedir.
- Piramitlerin içi yazın serin, kışın ise ılık olur.
- Gize Platosu’ndan geçen boylam, denizlerle karaları iki eşit parçaya böler.

Kaynak : YAZAR KAFE

28 Adımda Hayatınızı Renklendirin!


Birden her şey çok kötü gitmeye başlar ve artık hayatınızı güzelleştirmek için çözüm bulmakta zorlandığınızı hissedersiniz. Ama endişelenmeyin. İngiliz Observer gazetesinin uzmanlara hazırlattığı reçete, sevgilinizle ilişkinizden iş hayatınıza kadar pek çok konuda renkli ve uygulanabilir çözümler sunuyor...

İlişkiler
1. Düzenli ve tutkulu bir ilişki yürütmenin en iyi yolu dönem dönem hiçbir şey yapmamaktır. Kimse birbirine acı vermeden, biraz ilişkiden uzaklaşın.
2. Uzmanların "paradoksal problem çözümü" adını verdiği yöntemi uygulayın. Örneğin, cinsel sorunlarınızda çözüme yatağınızın yerini değiştirerek başlayın..
3. Evli çiftler konusunda uzman John Gottman'a kulak verin. Devamı için tıklayın

10 Nisan 2012 Salı

KALDIRIM RESİMLERİ - SOKAK SANATÇILARI

Hayret etmemek mümkün değil! Hepsi birer birer sanat şaheseri olan resimlerin bence Türkiye'de de yollara, kaldırımlara ve bilimum bir çok yere yapılması ve gördükçe gözümüz gönlümüz açılması gerektiğini düşünüyorum. Buyurun buradan yakın...




























































Etiketler : Kaldırım sanatı, Kaldırım resimleri, Fantastik resimler, Duvar kağıtları, Wallpaper, Arka plan resimleri, 3 boyutlu resim, Ortaçağ

PAYLAŞ

Twitter Delicious Facebook Digg Stumbleupon Favorites More Pin It!