Cuma, Nisan 13, 2012

Cuma, Nisan 13, 2012 Posted by kırmızı kirmizi No comments Posted in , , , ,
Posted by kırmızı kirmizi on Cuma, Nisan 13, 2012 with No comments | Categories: , , , ,
Sabır ne melet bir şeymiş, meğerse…

Kendimi uzun zamandır, peygamber sabırlı diye tabir edilen cinsten bilirdim. Sabırlı bir insanımdır aslında vesselâm.

Etrafımdaki insanlar birçok konu için bana bu tabiri kullandıkları için rahatça söyleyebiliyorum. Birçok insan tarafından yakıştırılan bu tabir için artık “siz birde benim babamı görün” diyorum.

Sanırım babamın kızıyım diyeceğim ama onun kadar sabırlı olabileceğimi ya da anlayışlı bir insan olabileceğimi sanmıyorum. Adam da öyle sabır ve anlayış var ki imrenmemek, kıskanmamak elde değil. Sinir mekanizmasını nasıl yönlendiriyor ve kontrol altında tutabiliyor anlamış değilim.


Geçenlerde ve hala devam etmekte olan bir durumdan bahsetmek istiyorum sizlere… Alt katımızda oturan komşumuz, ev tadilâtı adı altında yaptığı işlemlere gece gündüz demeden takır tukur beynimize çivi çakmak modunda yaptığı işlemlerden dolayı artık sabır taşımı çatlatmışken, Cuma gecesi saat 00.00’ı vurması itibarîyle hala devam eden sese karşılık neredeyse cinnet geçiriyordum diyebilirim.

Toplam 10 gündür bu işkenceyi çekiyoruz. Tamam, tadilât yapılması normal ama gecenin bir yarısında değil elbette. Babamı birkaç gece durum ile ilgili alt komşumuzu uyarması gerektiğini söyledim, ama aldığım cevap karşılığında Cuma gecesine kadar dişlerimi sıkarak bekledim. Sebebine gelince en çok benim odamdan duyulan ses yüzünden artık baş ağrıları çeker olmuştum.

Babamın gerekçesi çok tuhaf ve düşündürücüydü. “Ne yapsınlar kızım, çalışıyorlar ve işten gelince anca tadilâtı yapabiliyorlar.”

Babam onları düşünüyordu. İşe gittikleri için gecenin bir saatinde uzun zamandan beridir yaptıkları gürültüye karşılık hoş görülü davranıyordu ki kendisi normal şartlarda erken kalkan bir insan olarak gece uyuyamamayı dert etmiyordu.

Babama dediğim sadece iki cümle oldu; “Baba vallahi senin kadar olamamışım sanırım. Bu kadar anlayışlı olmana hayret ediyorum ve bu kadar düşünceli… Akşam saatleri hoş görülebilir, ama onlar gündüz çalışıyorlar ise bu apartmanda işe giden başka insanlar yok mu? Gece uykuyu herkese haram kılıyorlar?

Babam; “İşte kızım bu da onların ayıbı, bizler hoş görürüz, ama onlar düşünmüyorlarsa kendilerine… Şimdi Allah bilir ya kaç hane halkı onlara beddua ediyordur!”

Cumartesi önemli bir sınavım olduğu için gecenin bir yarısı gelen seslere daha çok dayanamayıp bir hışımla evden çıkıp alt kata indim. Çok sinirliydim, çünkü uyumak istesem uyuyamıyorum, ders çalışmak istesem çalışamıyordum ve bu baş ağrısıyla yarın sınava nasıl gireceğimi düşünüyordum.

Alt komşunun kapısı açık evin hanımı da kapının dışındaydı. Karşımda görür görmez hanımefendiye, “Çok ayıp oluyor, ama saatin kaç olduğundan haberiniz yok sanırım.” Dedim Hemen kapıdan bir baş çıkıverdi. Evin beyi, “Kusura bakmayın, gündüz çalışıyoruz, anca yapabiliyoruz” dedi, rahat bir tavırla… Ben tabi daha çok sinirlendim. Gerekçeleri ne kadar da kabul edilebilirdi kendilerince…

“Bakın saat geceyi vuruyor. Siz gündüz çalışıyor olabilirsiniz ama kaç gecedir bu apartmanda yaşayan insanlar sizin yüzünüzden uyuyamıyor ve uykusuzluktan işlerine geç kalıyorlar. Eğer saat 19 – 22 arası olsa yine size hak verebilirim ama gece yarısı için bu tezinize hak vermemi beklemeyin. Yarın sınavım var uyumak istesem uyuyamıyorum, ders çalışmak istesem çalışamıyorum ve sayenizde başım da fena şekilde ağrıyor. Son verin artık bu işe, bu kadar insanı mağdur etmeye hakkınız yok!” dedim.

Adam biraz mahcup olur gibi oldu, ama evin hanımı hiç öyle görünmüyordu. “5 – 10 dakikalık işimiz kaldı. Bitireceğiz… Bizde meraklı değiliz gecenin bir yarısı ses çıkarmaya” dedi. İçimden bu kadar da yüzsüzlük olmaz dedim, ama sıktım dişlerimi ve “5–10 dakikaya bitirin” dedim ve çıktım yukarı. Ellerim ayaklarım titriyor ve yüzümde kıpkırmızı olmuştu.

Ertesi gün hala başımın ağrısı devam etmekteydi ve ben o baş ağrısıyla sınava girdim. İnşallah kötü sonuçlar elde etmem.

Anlayacağınız gerçekten insanlarda mahcubiyet denilen şey kalmamış. Düşünce, saygı…

Sanırım babam ise dünya da bulunması zor ve istisna insanlardan biri ve kabul ediyorum bu kadar hoşgörüyü kıskanmamak elde değil! Babamda gerçekten de Peygamber sabrı var…

0 yorum:

Yorum Gönder

Yorumunuz için teşekkür ederim